DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Parçalı Bulutlu

Günümüzde hala hayatına devam eden 4 yaşayan fosil

Günümüzde hala hayatına devam eden 4 yaşayan fosil

Milyonlarca yıl önce devasa büyüklükte olan ve boyut olarak küçülüp günümüze kadar gelen 4 yaşayan fosil, sizleri çok şaşırtacak.


Günümüzde hala hayatına devam eden 4 yaşayan fosil

1859’da yayınlanan meşhur kitabı Türlerin kökeni yazarı Charles Darwin, ilk defa  “yaşayan fosil” terimini kullandı. Yaşayan yosil terimi, bir zamanlar Dünya’da yaşamış tarih öncesi türlere fiziksel benzerlik gösteren canlı türlerini tanımlamak için kullanmıştı.

Bununla beraber, hayvanların”yaşayan fosil” olarak sınıflandırmak bilim camiasında tartışmalara yol açtı çünkü günümüzde var olan bazı türlerin evrim geçirmeyi bıraktığını ve eski atalarının hiç değişmediğini ima ediyor.

İşin aslı şu ki timsah gibi “yaşayan fosiller” milyonlarca yıldır evrim geçirmemiş türler değil. Yaşayan fosil olmaları, milyonlarca yıl önce yaşamış bir türe çok benzer özelliklere sahip olduklarını gösteriyor. Bir türün yaşayan fosil kabul edilmesi için fiziksel evriminin belirgin ölçüde yavaş olması veya zor algılanan morfolojik (fiziksel) değişiklikler göstermesi gerekiyor.

Milyonlarca yıl önceki canlıların tıpatıp aynısı gibi görünen bu modern hayvanlar, araştırmacıların tarihöncesi zamanları daha iyi anlamalarını sağlıyor. Evrimsel açıdan seçkin denebilecek bu hayvanların yenileri keşfedilmeye devam ediliyor. 2002 yılında araştırmacılar, Barselona’da buldukları fosil kalıntılarını tarihöncesi bir şempanze sandılar.

Ancak geçen yıl yapılan dikkatli bir analizin ardından fosillerin 11,6 milyon yıl öncesine ait dev bir uçan sincaba [Miopetaurista neoghvensis] ait olduğu ortaya çıktı.

Yaşayan fosiller içinde 4 tanesinden kısa kısa özellikleriyle şimdi anlatacağız.


1. Notilus

Dinozorların hem yükselişine hem de düşüşüne tanıklık edecek kadar yaşayan fazlı canlı yok, ama notilus onlardan biri. 500 milyon yıl önce deniz devi haline gelen bu antik kafadanbacaklı, hayatta kalma konusundaki başarısını doğal zırhına borçlu. Notilus, tamamen kapalı bir kabuğa sahip olan tek kafadanbacakh. Etten bir kapak, kabuğun içinde gizlenen yumuşak vücudu koruyor.

İlk bakışta notilus yüzen bir salyangoza benziyor. Yön değiştirmesini sağlayan herhangi bir yüzgeci veya uzvu yok. Sualtı akıntılarıyla pasif bir şekilde sürükleniyor. Ancak hareket etmek isterse su püskürtebiliyor. Notilus, sifon {canlı dokuyu iç kabuk odacıklarına bağlayan bir kanal) aracılığıyla etrafındaki suyu içeri çektikten sonra dışarı pompalayarak ileri ve geri hareket edebiliyor. Yükselmek ve alçalmak için de aynı yöntemi kullanıyor: Kabuktan su atınca notilus daha batmaz hale geliyor ve yükseliyor.

Daha fazla su çekerse dibe batıyor. Bu benzersiz doğal tasarımı, bu canlıları milyonlarca yıldır hayatta tutsa da günümüzde etkileyici kabukları için avlanıyorlar ve nesilleri tükenme tehdidi altında.

Notilus


2. Timsahlar

Yaşayan fosillerin en ünlü temsilcisi olan timsahlar, “Bozuk değilse tamir etme.” yaklaşımının evrim söz konusu olduğunda da geçerli olduğunu kanıtlıyor. Günümüz timsahlarının ataları yaklaşık 250 milyon yıl önce, Mezozoik Zaman’ın başlangıcında ortaya çıktı. Geç Kretase Dönemi’nde, yaklaşık 65 milyon yıl önceki tarihöncesi bataklıklar ve nehir yatakları bugün gördüğümüz timsahlardan pek farklı olmayan amfibilere ev sahipliği yapıyordu.

Uzun ve kaslı burunlara, pullu zırhlara ve kısa bacaklara sahip timsahların fizyolojisinin yeni avlanma bölgelerini keşfetme ihtiyacıyla evrimleştiği düşünülüyor. Çünkü kara, dinozorların tekelindeydi. Suda dinozorlarla rekabet etmek zorunda kalmayan timsahlar suya uyum sağlayacak şekilde evrim geçirdi. Gözler, kulaklar ve burun delikleri timsahın başının üst kısmındadır.

Böylece vücut sualtmdayken bile bu kısımlar suyun üzerinde kalabilir. Yüzgece benzeyen kaslı kuyruğu suda hem güç hem de manevra kabiliyeti sunar. Günümüz timsahlarının milyonlarca yıldır şekillerini koruduklarına dair kanıtlar görebiliyoruz ama türün soyu zaman içinde dallandı. Zamanla timsahlar birçok farklı biçime büründü, hatta vejetaryen türler bile evrimleşti.


3. Nal yengeci

At nalına benzeyen bu hayvanlar aslında yengeç değil, “ömrümceğimsiler” denilen omurgasız grubuna aitler. Yani örümcekler ve akreplerle daha yakın akrabalar. Ancak kabukları yüzünden yengeçlerle karıştırılıyorlar.

300 milyon yıl önce deniz tabanında yaşamaya başlayan nal yengeçleri o zamandan beri varlıklarını sürdürüyor. Bugün tarihöncesi atalarıyla aynı değiller ama evrimleri o kadar yavaş gerçekleşmiş ki yaşayan fosil olarak kabul ediliyorlar. At nah şeklinde sağlam bir kabuğa sahip bu zırhlı hayvanlar hem tarihöncesi hem de günümüz yırtıcıları için zorlu bir yemek.

Nal yengeci yüzme yetenekleriyle bilinen bir tür değil ama yine de dümen görevi gören, omurgaya benzeyen uzun bir kuyruğu var. Yanlışlıkla sırtüstü dönmesi halinde bu kuyruğu kaldıraçgibi kullanarakyeniden düz dönebiliyor. Atlantik nal yengeci sürüleri, üremek için her yaz Amerika’nın sahil şeritlerinde sulardan dışarı çıkıyor.

En çok insan hayatı kurtaran hayvanlar listesinde bulunan Nal yengeci yada at nalı yengeci, mavi kanı ile kanser hastalarına umut vermektedir. Bağışıklık sistemi olmamasına rağmen kanların trilyonda bir bulunan bir bakteriyi hemen pıhtılaşıp yok eden bir özelliği vardır. Ne yazık ki mavi kan deposu olan bu hayvanlar kanları alındıktan sonra denize salınıyor ama 10’da 1’i bu yüzden öldüğü gözlemlendi.

Nal yengeci yada at nalı yengeci


4. Koelakant

Komor Adalan’nı çevreleyen Afrika sularına dalış yaparsanız deniz tabanı yakınlarında yüzen bir yaşayan fosille karşılaşabilirsiniz. Uzunluğu iki metreyi bulan bu hayvanları gözden kaçırmak zor. Bir zamanlar neslinin tükendiği düşünülen koelakantlar, anlaşılan o ki 360 milyon yıldan uzun süredir Dünya’dalar ve fiziksel olarak pek bir değişikliğe uğramamışlar.

Günümüzde yaşayan iki koelakant türü var: Afrika’nın doğu kıyısındaki deniz tabanında yaşayan Latimeria chalumnae ve Endonezya sularının derinliklerinde yüzen Latimeria menadoensis. Bu dev balıkları özel kılan şey yüzgeçleri. Günümüzün kemikli balıkları genellikle “ışınsal yüzgeçli”, yani yüzgeçleri kemikli kılçıklardan oluşuyor. Koelakantlar ise “loblu yüzgeçli” olan yalnızca iki balık grubundan birisi.

Loblu yüzgeçlerde, bacak kemiklerimizi pelvisimize bağlayan yapıya benzer bir iç kemik yapısı var. Bu yüzden bilim insanlarına göre koelakantların ataları, tetrapodların (dört bacaklı omurgalılar) evrimiyle bağlantılı olabilir. Ancak belirtelim ki bu balığın bacağı yok, sadece loblu bir yüzgeci var. “Hangi türün yüzgeçleri ayağa dönüşmeye başladı?” sorusunun yanıtı, koelakantm tarihöncesi akrabası olan ve kendisi de yaşayan fosil kabul edilen akciğerli balık olabilir.

Koelakant



Ayrıca bakınız

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.