17.09.2019 - Bilgi Deposu | Sanal Ansiklopedi

Organik tarım iklime daha çok zarar veriyor

Organik tarım iklime daha çok zarar veriyor

Organik tarım, klasik tarıma göre çok daha geniş bir alan gerektirdiği için, iklim üzerindeki olumsuz etkisi sanıldığından çok daha fazla. Organik tarımda gaz salınımı neden fazla? Organik tarım ve iklim değişikliği arasında nasıl bir bağ var?


Organik tarım iklime daha çok zarar veriyor

İsveç Chalmers Teknoloji Üniversitesi tarafından yürütülen ve Nature dergisinde yayımlanan uluslararası nitelikte son bir araştırmaya göre, organik tarımda hektar başına üretilen ürün miktarı çok daha düşük olduğu gibi, ormansızlaştırmaya bağlı olarak çok daha yüksek düzeylerde karbondioksit salımlarına neden oluyor.

Organik tarımın doğrudan yol açtığı karbondioksit salınımı -daha düşük miktarda fosil yakıt kullanımı ve daha başka nedenlere bağlı olarak – genelde daha düşük düzeylerde olmakla birlikte, tümden ele alındığında organik tarımın karbon ayak izi çok daha büyük oluyor.


Organik tarımın zararları: Gaz salımları daha yüksek

Bu son çalışmada araştırmacılar organik tarım ile geleneksel tarım arasında bir kıyaslama yapmak amacıyla toprak kullanımının iklim üzerindeki etkilerini değerlendiren yeni bir yöntem geliştirdiler.

Çalışmadan elde edilen sonuçlar organik besinlerin çok daha yüksek düzeylerde gaz salımlarına yol açabileceğini gözler
önüne seriyor.

Araştırmayı yürüten uzmanlardan biri olan Stefan Wirsenius, “Çalışmamız İsveç’te üretilen organik bezelyelerin iklim üzerindeki etkilerinin, geleneksel yöntemlerle üretilen bezelyelere kıyasla yaklaşık yüzde 50 oranında daha yüksek olduğunu gösteriyor. İsveç’te üretilen organik kışlık buğday gibi kimi başka ürünlerde bu etkinin oranı yüzde 70’e yaklaşıyor” diyor.


Organik tarımın zararları: Verim düşüklüğü

Organik gıdaların iklim açısından çok daha kötü sonuçlar yaratması, öncelikle gübrelerden yararlanılmamasına bağlı olarak, hektar başına elde edilen ürün miktarının düşük olmasından kaynaklanıyor.

Geleneksel yöntemlerle elde edilen miktara eşit organik gıdanın üretilebilmesi için çok daha büyük bir alana gereksinim duyuluyor.

Bu son araştırmanın ezber bozan yönü, organik gıda için gerek duyulan tarım alanıyla ilgili bu farkın iklim üzerinde de çok daha büyük bir etki yarattığına işaret etmesinden kaynaklanıyor.

Organik tarımın çok daha geniş bir alanı gerektirmesinin ormanların yok edilmesine ve buna bağlı olarak da karbondioksit salımlarının artmasına neden olduğuna dikkat çeken Wirsenius, “Dünyada gıda üretimi uluslararası ticaretin yönetiminde olduğundan, İsveç’te uygulanan tarım yöntemi tropikal ülkelerdeki ormansızlaştırmayı etkiliyor. Aynı miktarda ürünü elde etmek için daha fazla alandan yararlanıyorsak, o zaman dünyanın başka bir yerindeki ormansızlaştırmaya da dolaylı olarak katkıda bulunmuş oluruz,” diyor.

Wirsenius, iklim açısından, organik et ve süt ürünlerinin de geleneksel yöntemlerle elde edilen türdeşlerine kıyasla çok daha olumsuz etkiler yarattığını da sözlerine ekliyor.

Organik et ve süt üretiminde organik hammaddeden yararlanıldığını ve organik hammaddenin de daha geniş alanları gerektirdiğini belirten Wirsenius, “Bu da organik bezelye ve organik buğdayla ilgili bulguların et ve süt ürünleri için de geçerli olduğu anlamına geliyor. Ancak henüz et ve sütle ilgili bir çalışma yapılmamış olduğundan, bu konuda elimizde somut bir kanıt yok” diyor.


Organik tarımın zararları: Karbon fırsat maliyeti

Söz konusu çalışmada araştırmacılar daha geniş bir alan kullanımının ormanların yok edilmesine bağlı olarak karbondioksit salımlarını nasıl etkilediğini değerlendirmek amacıyla “karbon fırsat maliyeti” adını verdikleri yeni bir ölçüm kavramından yararlandılar.

Bu araştırmada dünyada ilk kez yararlanılan söz konusu ölçümde, ormanlarda depolanan karbon ve ormanları yok edilmesiyle çevreye yayılan karbondioksit miktarı hesaba katılıyor.

Peki, daha önceki araştırmalarda alan kullanımı ve bunun karbondioksit salımlarıyla ilişkisi neden hesaba katılmadı?

Bunun çok çeşitli nedenleri olduğuna dikkat çeken Wirsenius, “Kanımca daha önceleri söz konusu etkinin ölçülmesine yarayan güvenilir ve kolaylıkla uygulanabilir bir yöntemin olmamasının bunda bir payı olabilir. Geliştirdiğimiz yeni ölçüm yöntemi bu tür çevresel karşılaştırmaları kolayca yapmamıza olanak tanıyor,” diye ekliyor.

Gelgelelim, Wirsenius elde edilen bulguların bilinçli tüketicilerin organik olmayan ürünlere yönelmeleri gerektiği anlamına gelmediğinin de altını çizerek, “Genelde tüketilen gıdaların türü çok daha büyük bir önem taşıyor. Örneğin, organik fasulye ya da tavuk yemek iklim açısından geleneksel yöntemlerle üretilen sığır etine kıyasla çok daha yararlıdır. Organik yiyeceklerin gerçekte geleneksel yöntemlerle üretilen yiyeceklere kıyasla sağladığı çeşitli yararları var. Söz gelimi çiftlik hayvanlarının sağlığı açısından çok daha yararlı” diyor.


Farklı çevresel hedefler arasındaki çelişki

Organik tarımda gübreden yararlanılmıyor. Bu uygulamada enerji, toprak ve su gibi kaynaklardan uzun erimli ve sürdürülebilir bir biçimde yararlanılması hedefleniyor. Ürünler öncelikle topraktaki besinlerle besleniyor. Asıl amaç biyolojik çeşitliliğin arttırılması, hayvan ve bitki sürdürülebilirliği arasında bir dengenin sağlanması.

Organik tarımda yalnızca doğal yöntemlerle elde edilen böcek ilaçlarından yararlanılıyor. Organik gıda ile ilgili tartışmalar tüketicilerin sağlığı, hayvanların sağlığı ve çevre politikasının farklı yönlerine odaklanıyor. Bu tartışmalar çok haklı gerekçelere dayansalar da, İsveç Ulusal Gıda Yönetimi ve daha başka kurumlar organik besinlerin genelde geleneksel yöntemlerle üretilenlerden daha sağlıklı ve daha çevre dostu oldukları yönünde bilimsel kanıt bulunmadığını öne sürüyorlar.


Biyoyakıtlar karbondioksit salımlarını artırıyor

Günümüzde biyoyakıtlara yapılan büyük yatırımlar da, geniş alanları gerektirdiklerinden ve-aynı mantıktan yola çıkarak-ormansızlaştırmayı küresel boyutta körüklediklerinden, iklime zarar veriyorlar.

Araştırma tüm biyoyakıtlarda (buğday, şeker kamışı ve mısırdan elde edilen etanol ile palmiye yağı, kolza tohumu ve soyadan elde edilen biyodizel) karbondioksit salımlarının fosil yakıt ve mazota kıyasla çok daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılar tarıma uygun ürünlerden elde edilen tüm biyoyakıtların karbon salınımı miktarlarının inanılmaz derecede yüksek olduğuna, bu yüzden bu tür yakıtların çevre dostu olmaktan uzak olduklarına dikkat çekiyorlar.



Ayrıca bakınız


Kaynaklar ve Dış bağlantılar

  • https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181213101308.htm
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ