DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Rüzgarlı

Avusturalya’daki Hillier Gölü neden pembe?

Avusturalya’daki Hillier Gölü neden pembe?

Daha önce doğal pembe renginde bir gölle tanışmadıysanız işte size doğa harikaları listesinden biri olan Avusturalya’daki Hillier Gölü ile tanışın. Bilim insanları Avusturalya’daki Hillier Gölü neden pembe? sorusunun cevabını araştırdılar. Hillier Gölü’nü pembeye boyayan tuz sevici hücrelerle tanışın.


Avusturalya’daki Hillier Gölü neden pembe?

Batı Avustralya kıyılarındaki bir adaya vuran bol güneş ışığının capcanlı bir renk şöleni yaratmasını bekleyebilirsiniz. Oysa Middle Adası’na vuran turkuaz renkli sığ dalgalar ve yemyeşil ağaçlar arasında sizi beklenmedik bir pembelik karşılar. Dünya’nın doğal güzelliklerine gölge düşüren bu tuhaf renk, gözlerinizin size oynadığı bir oyun değil. Burası gerçekten de pespembe bir göl: Hillier Gölü.

15 ocak 1802 yılında bir İngiliz Kraliyet Donanmasından Matthew Flinders’in keşif gezisinde keşfettiği gölün tuz bakımından çok zengin olduğu kısa sürede anlaşıldı. O zamanki yazdığı raporda, Gemiye getirdiği numunenin iyi bir kaliteye sahip olduğunu ve kullanıma uygun olması için kurutmadan başka bir işlem gerektirmediğini söylüyordu.

Gölün tuz derişimi, adayı çevreleyen okyanustan on kat daha fazla. Bu yüzden göl, tuz madencilerinin birincil hedefi haline geldi ve onlarca yıl boyunca gölden tuz çıkarıldı.

Ancak günümüzde bu doğa harikası koruma altında ve turistik bir cazibe merkezine dönüşmüş durumda. Turistler tuzlu sahilin çevrelediği pembe tonlarını huşu içinde izlerken bir gölün nasıl bu kadar pembe olabildiğini sorguluyorlar.

Göl, insan yapımı bir çilekli milkshake havuzuna benzese de rengi tamamen doğal. Hillier Gölü’nün rengini esasen Dunaliella salına adlı mikroorganizmadan kazandığı düşünülüyor. Bu algler, başka organizmalar için zehirli olacak kadar yüksek tuz derişimlerinde hayatta kalmalarını sağlayan pembe bir pigment kullanarak gölün aşırı tuzlu koşullarında çoğalmaya uyum sağlamış.


Pembe üreticiler

Bu tuhaf pembe sularda ne balık yaşıyor ne de başka deniz canlıları, ama balıkların eksikliğini mikroorganizmalar tamamlıyor. Bu gölde yaşayabilen az sayıdaki türden biri olan Dunaliella salina alglerinin büyük nüfusu gölün rengine yansıyor. Bu algler beta-karoten denilen karotenoid pigmentleri üretiyor. Bilim insanlarına göre parlak pembe rengin kaynağı bu.

Gölde bulunan ve pembe renge katkıda bulunan diğer mikroorganizmalar ise tuz kabuklarında bulunan Halobacterium salinarum adlı halofil arkeler. “Halofil” terimi “tuz seven” anlamına geliyor ki Hillier Gölü’ndeki tüm organizmalar bu koşullarda yaşamak için halofil olmak zorunda. Sert hücre duvarlarına sahip bu canlılar dünyanın en ekstrem ortamlarında yaşayabiliyor ve aynı zamanda renkleri pembe.

Peki aşırı tuz içinde Dunaliella salina nasıl hayatta kalabiliyor?

Dunaliella salina’nın biyolojik yapısı

  1. Beta-karoten. Dunaliella salina karotenoid üretiyor. Bunlar pembe rengi oluşturan ve alglerin ışığı emmesini sağlayan, yağda çözünen pigmentler.
  2. İnce zar. Mikroalglerin sert bir hücre duvarı yok. Bu sayede hücre içindeki su hacmini ozmoz yoluyla hızlıca değiştirebiliyorlar.
  3. Sodyum pompası. Sodyum klorür olarak da bilinen tuz, gölden alglere giriyor. Alg, iç koşullarını kontrol etmek ve yüksek tuz seviyesinin hücreyi öldürmesini önlemek için sodyum pompaları aracılığıyla sodyumu uzaklaştırıyor. Bunlar hücre zarında bulunan, içerideki ve dışarıdaki derişimin eşitlenmesi gerektiğinde iyonların uzaklaşması için açılan proteinler.
  4. Kloroplastlar. Beta-karoten. kloroplastlarda üretiliyor. Bu yapıların işi algin büyümesi için güneş ışığını emmek ama tuz göllerinde yaygın olan yoğun UV ışığı altında karoten üretiyorlar. Bu pigment, alglere ve göle pembe renk veriyor.
  5. pH gradyanı. Dunaliella salınanın pompalan göldeki ve hücredeki asitlik seviyelerini eşitlemeye çalışıyor. Bu sayede alg. derişim gradyanına rağmen sodyumu hücre dışına itebiliyor. Sodyum iyonları, dış koşullar daha tuzlu olduğunda bile hücreden ayrılabiliyor. Bu yöntem, içeride ölümcül seviyede tuz birikimini önlüyor.
  6. DNA koruması. Hücrede üretilen karoten, DNA’nın UV ışıktan korunmasını sağlıyor. Bu amaçla ışığı emerek hücreye doğrudan zarar vermesini önlüyor.
  7. Gliserol üretimi. Hücrenin dışındaki tuz artışından dolayı hücre sıvı kaybetmeye başlarsa Dunaliella salina gliserol üretiyor. Dış derişimle eşleşen bu molekül, göldeki tuza benzer şekilde davranarak suyu alglere geri çekiyor. Gliserol kullanımı sayesinde hücreler iç tuz derişimlerini stabil bir şekilde azaltabiliyor.
Avusturalya'daki Hillier Gölü kıyı şeridi

Avusturalya’daki Hillier Gölü kıyı şeridi


Neden bu kadar tuzlu?

Bölgeye giren su oradan çıkamazsa tuz gölleri oluşur. Suyun taşıdığı tuz ve diğer besinler artık bölgeden çıkamaz ama su buharlaşarak havaya karışabilir. Bu süreç devam ettikçe su seviyesi genel olarak sabit kalır ama gölde tuz birikmeye başlar.

Genelde tuz gölleri, denizden uzakta oluşur çünkü denize bağlanırlarsa derişimleri seyrelebilir. Tuz derişimi çok yükselince göldeki neredeyse tüm canlılar ölür, böylece yosunlar ve bakteriler rekabetle karşılaşmadığı için daha rahat çoğalır. Su seviyesi değiştikçe pembe göllerin renginde dalgalanmalar olabilir ama Hillier Gölü’ndeki pigment taşıyan mikroorganizmalar gölün yıl boyunca pembe kalmasını sağlayacak kadar çoktur.


Hillier Gölü’nün genel özellikleri

Hillier Gölü yaklaşık 600 metre (2.000 ft) uzunluğunda ve yaklaşık 250 m (820 ft) genişliğindedir. Göl, bir kum kenarı ve kâğıt ve okaliptüs ağaçlarından oluşan yoğun bir ormanlık alanla, kuzey kenarını Orta Ada’nın kuzey kıyısından ayıran bitki örtüsüyle kaplı dar bir kum tepecikleri şeridi ile çevrilidir .

Gölün en dikkat çekici özelliği pembe, canlı rengidir. Canlı renk kalıcıdır ve su bir kapta alındığında değişmez.

2012 kadar yakın bir tarihte, Hillier Gölü, Recherche Takımadaları Doğa Koruma Alanı sınırları içinde bulunuyordu . 2002’den beri gölün kendisi “alt-bölgesel öneme sahip” bir sulak alan olarak kabul edilmektedir.


En büyük dünyadaki tuz gölleri

  1. Retba Gölü, Senegal. Dünyanın en tuzlu göllerinden biri. Bu konuda Ölü Deniz’e rakip. Bu gölde yüzerken hiç batmazsınız.
  2. Natron Gölü, Tanzanya. Doğu Afrika’daki bu gölde tuzlu natron maddesi oluşuyor. Natron; sodyum karbonat dekahidrat, sodyum bikarbonat, sodyum sülfat ve sodyum klorürden meydana geliyor.
  3. Sivaş Tuz Lagünleri, Ukrayna. Yüksek tuz seviyesi nedeniyle bu göl tuz madenciliği için çok popüler ama kokusu görüntüsü kadar hoş değil: Lakabı “Çürük Deniz”.
  4. Tuz Gölü, Türkiye İç Anadolu’daki bu pembe göl, 1.600 kilometrekare yüzölçümüyle dünyanın en büyük tuz göllerinden biri.
  5. Pink Lake, Avustralya. Batı Avustralya’da bir başka pembe göl de Esperance kasabasında bulunuyor. “Pembe Göl” anlamına gelen adına rağmen artık pembe değil. Tuz madenciliği yüzünden rengini kaybettiği düşünülüyor ve yakında isim değişikliğine gidilebilir.


Ayrıca bakınız

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.