DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu

Yüksek IQ sahibi olmak zeki olmak anlamına mı gelir?

Yüksek IQ sahibi olmak zeki olmak anlamına mı gelir?

Zeka kavramına yeni bakış getiren bilim insanları, zeki olmak yüksek zeka yada Yüksek IQ  sahibi olmak değil, yeni koşullara uyum sağlama yeteneği olduğunu söylüyor. Zeka öğrenilecek bişeydir ve bu öğrenme yaşam boyu devam eder. Klasik zeka testleri ne yazık ki sosyal ve ekonomik engelleri arttırmaktan başka işe yaramıyor.


Yüksek IQ sahibi olmak zeki olmak anlamına mı gelir?

Bugün dünyanın geldiği noktaya bakarsak, zeki olduğuna inandığımız insanların eseri değiller mi?  Zekâlarına güvenip kritik mevkilere getirilen bu kişilerin aldıklara kararların ne kadar yanlış olduğunu tartmak pek zor değildir. Covid-19 pandemisi ve iklim değişikliği gibi devasa sorunlarla ilgili kararlarına bakmak yeterli.

Dünya düzenine bakıldığında, şimdiye dek zeka kavramını yanlış anlamış olacağımız anlamına gelir mi?

Bugün genel kabul gören zekâ kavramını şöyle bir koşutluk kurarak açıklamaya çalışalım.

Boğaziçi Üniversitesi veya İstanbul Teknik Üniversitesi gibi ülkemizin prestijli bir okuluna kabul edilmenin tek şartının uzun boylu olmak olduğunu varsayalım. Kısa süre içinde uzun boyluların başarılı, kısa boyluların ise başarısız olmaları doğal karşılamaya başlarız.

İşte yaşadığımız dünyada zekâ da uzun boy gibi algılanan bir özellik. Zeki olduğunu varsaydığımız insanların en iyi fırsatları yakalaması, kısa zamanda en üst mevkilere tırmanması doğal bir süreçmiş gibi algılanır.

Kaldı ki zeki bir insan zaten hayat yarışına bir adım önder başlamıştır ve yarışı önde bitirmeleri de kimseyi şaşırtmaz. Peki bu zekâ dediğimiz bu bulunmaz Hint kumaşını nasıl tanımlayacağız?


Yanlış tanım, yanlış kararlar

Amerikan Psikoloji Derneği eski başkanı, CambridgeÜniversitesi Psikometri Merkezi üyesi, Cornell Üniversitesi Psikoloji ve Psikometri bölümü profesörü, Heidelberg Üniversitesi onursal öğretim üyesi Dr. Robert Sternberg, bugüne dek zekânın yanlış tanımlandığını ileri sürüyor.

Sternberg ve görüşlerini  destekleyenler bugün yaygın olarak kullanılmakta olan zekâ tanımının çok dar, bilimselliği kuşkulu, yalnızca bireye hizmet eden bir kavram olduğunu ileri sürüyor. Pek çok ulusun Covid-19 pandemisiyle mücadelede aldığı yanlış kararları, iklim değişikliğini, dünyadaki gelir adaletsizliğini, su ile hava kirliliğini hep bu kavram karışıklığına bağlıyor.

Sternberg’in temsil ettiği bu akım pek çok açıdan zekâyı yanlış değerlendirmemize bağlı olarak, gerçek dünya sorunlarına akıllı çözümler üretemediğimize işaret ediyor.


Adaptif zeka neden önemli?

Zekânın ilk tanımlarından biri değişen çevreye uyum sağlama yeteneğidir. Zeki insanlar öğrenebilir, mantık yürütebilir, sorunları çözer ve gerçek-yaşam koşullarına uygun kararlar alabilir.
Bu adaptif (uyum sağlayabilir, intibak edebilir) zekâ  sürekli olarak çevre ile ilişkilerinizle birlikte güncellenir.

Başka bir deyişle günümüzün sorunları, bugüne dek bize hiç kimsenin öğretmediği yetenekleri gerektirebilir. Büyük bir olasılıkla kesirler, denklemler, Avrupa’nın tüm nehirlerinin isimleri, Bosna Hersek’i hangi yıl Osmanlı topraklarına kattığımız gibi bilgiler iklim değişikliğini çözümlememize yardımcı olmayacaktır.

Sternberg zekâyı tek bir zekâ testi ile ölçemeyeceğimizi söylüyor. Başka bir deyişle IQ, zekâmız ile ilgili her şeyi açıklayamaz. Bugün çok iyi eğitim almış insanların çoğu, IQ’ları ne kadar yüksek olursa olsun acil çözüm bekleyen problemleri çözümünde yetersiz kalabilir. Şu anda en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey adaptif zekâdır.

Einstein’ın belirttiği, Stephen Hawking’in vurguladığı gibi zeka ile ilgili tek geçerli kavram değişebilme yeteneğidir.. Başka bir değişle bugün akıllı bir insan, çevresindeki değişikliklere uyum sağlayabilen insandır. Bu uyum hem kendisine hem de topluma yarar sağlamalıdır.


İlk modern zeka testi

Zekânın değişen koşullara uyum sağlama yeteneği olarak tanımlanması, modern Batılı düşünce tarzına yabancı. Bu 1900’lerin başlarında Binet tarafından kabul gören bir tanımdı. Binet ilk modern zekâ testinin geliştirilmesine katkı sağlayanlardan biridir.

Test 1905 yılında yayımlandı ve birkaç yıl sonra İngilizceye tercüme edildi. Binet zekânın değiştirilebileceğine inanıyordu ve tek hedef varolan eğitim sistemine uyum sağlayamayan öğrencilere yardımcı olmaktı. Sorun yaşayan çocukların kendilerini eğitim sistemi içinde daha iyi ifade edebilmeleri için yeni fırsatlar ve olanaklar yaratmayı planlıyordu.

Binet 1911 yılında öldüğünde ne yazık ki bu hedefini tam olarak gereçekleştirememişti. Bu ilk yıllardaki öncül testler daha çok anımsama ve bir ölçüye kadar da analitik yeteneği ölçüyordu. Örneğin sözcükleri akılda tutma, bilgi-işleme hızı, sayısal işlemleri çözebilme yeteneği, nümerik serileri tamamlama, uzamsal algı becerisi ve benzerleri gibi.

İngiliz psikolog Charles Spearman, zekâ ölçümünde yeni bir tekniği devreye sokunca işler iyice karıştı. Spearman, 1904 yılında zihinsel yetenekleri ölçmek için kullandığı çeşitli testlerin sonuçlarının birbiri ile korelasyon içinde olduğunu keşfetti ve bu testlerin tümünün aynı şeyi ölçtüğü kanaatine vardı. Ve o şeye “genel zekâ” veya kısaca “g” adını verdi.

Böylece ortaya IQ testlerine zemin oluşturacak değişmez tek bir zekâ katsayısı çıkmış oldu. Bu arada 20. yüzyıl dünyada eğitime erişim fırsatlarının yaygınlaştığı bir dönem oldu. IQ testleri giderek okullara kabul edilmede ve meslek seçimlerinde standart uygulama haline geldi.

Bireylerin sahip oldukları potansiyellerin tümünü gerçekleştirmelerine yardımcı olacağı yerde -ki Binet’nin arzusu da buydu- bu testler insanların işverenlerin, üniversitelerin ve diğer kurumların hizmetine girmesine aracı oldu ve insanların önlerindeki fırsatları değerlendirmelerine engel oldu.


Dar açılı ve Önyargılı

Zekâ testleri, insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik engelleri yıkması beklenirken, tam tersi bir etki yaratarak bu engelleri artıran bir unsur haline geldi.Bu testler, çocuklarına okuma, sosyalleşme ve diğer deneyimleri kazandırma olanağı tanıyabilecek kapasitedeki ailelere büyük avantaj sağladı.

Bu aileler kendi deneyimlerini rahatça çocuklarına aktarma şansına kavuştu. Ayrıca bu testler genel anlamda dar açılı bir ölçüm mekanizmasıydı; ekonomik açıdan sıkıntı çekmeyen, eğitimli ve beyaz insanların zekâ katsayısını ölçmek üzere tasarlanmıştı.

Bu dar bakış açısı yaklaşık 30 yıl önce Robert Sternberg ve meslektaşı Lynn Okagaki’yi rahatsız etti. İkili ABD’deki etnik ve sosyo-ekonomik olarak farklı grupların sosyalizasyonlarında farklı yetenekler geliştirdiklerini gözlemledi.

Örneğin Avrupalı-Amerikalı ve Asyalı-Amerikalı aileler çocuklarının bilişsel yeteneklerini geliştirmeye çalışırken, Latino-Amerikalı aileler sosyal becerilere öncelik tanıyorlardı.

Farklı gruplar zekâ ile ilgili farklı görüşlere sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda çocukları büyürken def arklı yetenek örüntüleri sergiliyorlardı.

Genel olarak gerçek yaşamda karşılaşılan sorunların özellikleri, standart testlerdeki sorunların özelliklerinden farklıdır.IQ sık sık karşılaşılan tanıdık, bildik sorunların çüzümünde işe yarar.

Ancak karmaşık, ilk kez karşılaşılan, yüksek risk içeren , çoğunlukla duygusal açıdan yoğun problemlerin çözümünde pek de yarar sağlamaz. Örneğin Covid-19 pandemisinde bireysel özgürlük talepleriyle, toplumsal sağlık kuralları arasında nasıl bir denge sağlanması gerektiği konusunda klasik ’nun işe yaramadığına hepimiz tanık olduk, oluyoruz.

Peki çözüm nedir?

En basit çözüm, zekâ ile uyum yeteneği arasında güçlü bir korelasyonun varlığını kabul etmektir. Bazen çevreye uyum sağlamak için bizler değişmeye çalışırız, bazen de çevremizi bize uyum sağlaması için yeniden şekillendiririz. Hatta eski çevremizin bize  uymadığını kabul edip yeni bir çevre ediniriz.



Ayrıca bakınız

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.