18.08.2018 - Bilgi Deposu | Sanal Ansiklopedi

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü?

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü?

Göçler, çeşitliliği sağlar, yaratıcılığı körükler ve zenginlik üretir. Bu nasıl olur? diyorsanız yazımızda göçlerin dünya ekonomisine etkilerini anlatacağız. Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göçler ülkeler için tehdit mi? Göç alan ülkeler büyür mü? Göçmenler neden tehdit olarak algılanır? Mültecilerin küreselleşmede nasıl etkileri var? Yabancı düşmanlığı/korkusunun kökeni nedir? İnsanlık tarihinde göçler neden önemli? İlk göç ne zaman başladı? sorularının cevabını uzmanlardan topladığımız bilgilerle cevap vermeye çalışacağız.


Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü?

Dünya son yıllarda tarihin en büyük sığınmacı krizine tanık oldu ve halen oluyor hatta böyle olmaya devam edecek. Savaş bölgelerinden kaçanlara sınırlarını kapatarak, sığınmacıların taleplerini geri çevirerek ülkelerinin ekonomisini ve güvenliğini korumaya çalışan Avrupalı siyasiler, aslında göçlerin ekonomik kalkınmanın itici gücü olduğu gerçeğini göz ardı ediyorlar.

Bu noktada siyasilerin en büyük kaygısı, ırkçılığın yükselişte olduğu günümüzde seçmenlerinin oylarını kaybetmek. Kaldı ki evrimsel geçmişimizden kaynaklanan yabancı düşmanlığı da her türlü iyi niyetli girişimi baltalıyor.

İnsanlar göçer. Bu, türümüzün en önemli özelliği.

İnsanlık milyonlarca yıldır hareket halinde ve yol boyunca evrim geçirmekte. Bütün bu sürecin sonucunda, bugün insanı insan yapan tüm özellikler ortaya çıkmış ve dünyada neredeyse iskan edilmemiş yer kalmamış durumda.

Giderek küreselleşen dünyamızda, ileri iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde insanın bir yerden başka bir yere ulaşması kolaylaştı; insan mobilitesi arttı.

Ama ne yazık ki herkes bu olanaklardan yararlanamıyor. Sınırların aşılması bazı insanlar için ne kadar kolaysa, bazıları için de o kadar zor. Bunun en önemli nedeni ulusların kalkınmışlık düzeyleri arasındaki uçurum


İşgücünün dolaşımı engelleniyor

Küresel ekonomi ve yönetişimin büyük bir kısmının uluslararası ortak bir platformda buluşması sınırların yakında ortadan kalkacağı beklentisini güçlendiriyor.

Öte yandan tüm dünyada mal ve hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı için büyük çaba harcanıyor. Ancak ekonominin bir diğer önemli ayağı olan işgücü bu gelişmelerden yararlanmak şöyle dursun, ulusal denetim mekanizmaları altında serbest dolaşımdan men edilmiştir. Bu da tutarsızlıklara yol açıyor.

Devasa demografik sorunlarla boğuşan ve bunun sonucu olarak işgücü kıtlığı çeken sanayileşmiş ülkeler, iş bulmak ve çalışabilmek için can atan yabancılara sınırlarını kapatıyor.

Bunun ana nedeni, siyasilerin pompaladığı korku ve cehaletle beslenen seçmenlerin, göçmenler yüzünden işlerini ve sosyal güvencelerini kaybedecekleri kaygısı. Kaldı ki bunların hiçbir doğru değil. Çünkü göçmenler aslında ekonomilerin
gelişmesine, inovasyonların artmasına ve refahın yükselmesine yol açıyor.


Göçlerle ilgili gerçekler

Göçlerin artması insanları gerçekten kaygılandırmalı mı? Göçlerin arkasında yatan gerçek nedir? Bu duygusal bir konudur. Ancak bilimsel araştırmalardan elde edilen yanıtlar işin duygusal yönünü dışlıyor. Bulgulara göre göçlerle ilgili
yaygın görüşler aslında hiçbir zaman gerçeklerle uyuşmuyor. Hatta bir uzman göçlerin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını yolda bir trilyon bulmaya benzetiyor.

Suriye’den kaçan milyonlar, sığınmacı olgusunu gündemin ilk sıralarına taşıyor; ancak bu trajedi büyük resmin yalnızca küçük bir kısmı. Dünyada 240 milyondan daha fazla kişi uluslararası göçmen statüsünde.

Sığınmacılar ise bunların yalnızca % 10’undan azını oluşturuyor. İlke olarak bunlar büyük bir sorun oluşturmuyor, çünkü pek çok ülke uluslararası anlaşmalar gereğince bunları kabul etmekle yükümlü. Diğerleri ise çalışmak veya iş sahibi olan ailenin diğer üyeleriyle birleşmek için göç ediyor.


Küreselleşme çözüm değil!

Dünya ekonomisi küreselleşme ile milyonları yoksulluktan çıkartmış olsa da herkes için yeterli iş olanağı yaratmış değil.

Yardım fonları bu sorunu hafifletmeye çalışmakla birlikte, soruna köklü çözüm getirmekten uzak.

Bu nedenle bazıları göçleri kriz olarak değerlendiriyor. 2008 yılındaki mali kriz, ekonomik göçlerle ilgili kaygıları iyice arttırdı. Bu fırsattan yararlanan bazı popülist partiler, iş arayan göçmenlerin ülkelerini felakete sürükleyecekleriuyarısında
bulundular.

Oxford Üniversitesi’nden Ian Goldinbu davranışın altında göçmen işçilerin, zaten yetersiz olan iş olanaklarını iyice zora sokacağı korkusunun yattığını söylüyor. Gerçekten de insanın evrimsel dürtüleri de korkuları körükler nitelikte.

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü? | ABD'ye giden Avrupalı göçmenler

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü? | 2 asır önce ABD’ye giden Avrupalı göçmenler


Ekonomik verimliliğe etkisi

Eğer ekonomiler “sıfır-toplamlı-oyun” (ekonomik bir sistemde bir katılımcının kazanç ya da kayıplarının diğer katılımcıların kazanç ve kayıpları toplamına eşit olduğu bir durum) niteliğinde olsaydı, işgücü sayısı artarken ücretler düşer ve göç edilen ülkenin yerlisi göçmen akını karşısında işlerini kaybedebilirdi. Ancak hiçbir modern ekonomik sistem bu kadar basit değildir. Ekonomik göçler sonucunda işgücünün artması kârlarda artışa ve yatırımcıların üretime fazla yatırım yapmalarına yol açar.

Göçler ayrıca işçilerin talebe daha randımanlı bir şekilde yanıt vermesine neden olur. Ülke yerlisinin yapmak istemediği işlerin göçmenler tarafından yapılmasıyla ekonominin esnekliği artar. Uluslararası İş Örgütü’nün (ILO) 15 Avrupa ülkesinde yaptığı son bir araştırmaya göre bir ülkenin göçlere bağlı olarak nüfusundaki her % 1’lik artış,

GSMH’sında 1.25 ile 1.5’lik büyüme getiriyor. Dünya Bankası tahminlerine göre de zengin ülkelerin işgücünde, göçlerin yol açacağı her % 3’lük artış, dünya GSMH’sında 2025 yılında 356 milyar dolarlık bir büyüme yaratacak. Ve göçlerin önündeki tüm engellerin kaldırılması müthiş bir etki yaratacak. Birkaç bağımsız matematiksel modelin meta analizine göre de bu durum, dünya GSMH’sına % 50 ile % 150’lik bir artış sağlayacak.


Bu artışlar kimin cebine girecek?

Peki bu milyarları kim alacak? Bu ilave servetin büyük bir kısmı göçmenlere ve bunların gelmiş olduğu ülkelere gidecek. 2015 yılında göçmenler evlerine tam 440 milyar dolar gönderdi. Dış yardım olarak aldıkları miktarın 2,5 katına eşit olan
bu paralar, bu ülkelerin kalkınmalarını ve yeni iş olanakları yaratmalarını sağlayabilir. Ya göçmenleri ağırlayan ülkeler bundan ne kazanç sağlamış olabilir?

Davies’teki Kaliforniya Üniversitesi’nden Giovanni Peri, ABD’deki göçmenlerin ülke ekonomisine ne gibi katkıları olduğu konusunda yaptığı çalışmada, göçmenlerin ekonominin üretim kapasitesini artırdığını, yatırımları hızlandırdığını ve uzmanlaşmayı özendirdiğini ortaya çıkarttı.

Peri, uzun vadede göçmenlerin ABD vatandaşlarını işsiz bıraktığı yönünde herhangi bir bulguya erişmediğini bildiriyor. Tam tersi ABD’ye 1990-2007 yılları arasında gelen göçmenler ortalama ücretleri yaklaşık 1500 dolar kadar artırmış bulunuyor. Öte yandan ILO verilerine göre İngiltere’de doktor ve hemşirelerin % 13’ünü yabancı göçmenler oluşturuyor.

Göçmenlerle ilgili bir diğer kaygı da, devletin sosyal yardımları üzerinde çok fazla yük oluşturmaları. Bu da somut olarak kanıtlanmış değil.

İnsan hakları uzmanı Ian Buruma, “Sanılıyor ki ekonomik göçmenler genelde yoksul ülkelerden gelip, görece olarak zengin ülkelerin vergileriyle geçinmeye, başka bir deyişle yan gelip yatmaya bakarlar. Oysa durum bunun tam tersidir. Bu insanların derdi çalışacak bir iş bulmak.

Dünyada bugünkü göçmenlerin % 36’sını oluşturan 82 milyon insan gelişmekte olan bir ülkeden başka gelişmekte olan ülkeye çalışmaya gidiyor. Daha zengin bir ülkeye gidenler ise yük oluşturmuyorlar. Dünyanın en zengin 37 ülkesini temsil eden OECD’nin yaptığı bir çalışmaya göre bu ülkelere gelen göçmenler, sosyal yardım olarak aldıkları miktara eşit oranda vergi ödüyorlar.” Benzer bir sonuç da İngiltere’de son yapılan bir çalışmadan alınmış. Çalışmak için gelen göçmenler,
daha genç olduklarından ülkenin yerlilerinden daha az miktarda sosyal yardım alıyorlar.

New Orleans’daki Tulane Üniversitesi’nden Douglas Nelsonbu konuyu kısaca şöyle özetliyor: “Yapılan araştırmaların çoğu göçlerin istihdam ve ücretler üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını gösteriyor. Kısaca ekonomik açıdan göçler herkese fayda sağlıyor.”

Toplumsal birliğe tehdit mi? Göçmenlere karşı olumsuz tepkilerden biri de toplumsal birliğe tehdit oluşturdukları iddiası. Özellikle göçmenler suç oranlarındaki artış ile ilişkilendiriliyor. Ancak bu noktada da iddialar gerçeklerle örtüşmüyor.

2013 yılında London School of Economics’ten Brian Bell ve meslektaşları, İngiltere’deki şiddet olaylarıyla, 1990’lardaki sığınmacı akını veya 2004 yılındaki Doğu AB üye ülkelerden gelen göçmen akını arasında bir korelasyon bulamadı. Başka bir çalışma da İtalya’daki şiddet olayları ve göçmenler arasında bir bağın olmadığını ortaya çıkartıyor.

ABD’de de göçmenlerin işlediği suç miktarı ile yerli nüfusun işlediği suç miktarı arasında bir fark bulunmadığı anlaşılmış.

Yine de göçmenler yerel topluluklar üzerinde baskı oluşturabiliyor. Spesifik bir bölgeye gelen göçmenler kritik bir yüzdeye ulaşırsa eğitim, barınma ve diğer hizmetler üzerinde gerilim yaratabiliyor.

Ancak bu sorun devletin yapacağı yatırımlarla çözümlenebilir ve bireyler üzerinde stres yaratmaz.

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü? | Avrupa ülkelerine giden göç yolları

Göçler küresel eşitsizliği nasıl dengeler? Göç alan ülkeler büyür mü? | Avrupa ülkelerine giden göç yolları


Asimilasyon çözüm değil

Harvard Üniversitesi’nden Robert Putnam, çok kültürlülükten uzaklaşmanın devasa sorunlara yol açabileceğine işaret ediyor. Kültürel çeşitliliğin artmasıyla güven, işbirliği ve özveride bulunma gibi “sosyal sermayenin” zarar görebileceğine dikkat çeken Putnam, bu sorunun “yeni, geniş kapsamlı bir BİZ kavramıyla” yenilebileceğine inanıyor.

Başka bir deyişle bu konuda başarılı olmak için asimilasyonun değil, iki tarafın da kültürel altyapılarının benimsenmesinin özendirilmesi gerektiğini söylüyor. Kanada bunu başarmak için ulusal kimliğini göçlere dayandırma yolunu tercih etmişti.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau bu yıl Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda “Çeşitlilik yatırımların lokomotifidir. Çeşitlilik yaratıcılığı körükler. Bu da dünyayı zenginleştirir” diye konuşmuştu.

Michigan Üniversitesi’nden kompleks sistemler analisti Scott Pagede bu görüşü paylaşıyor: “Kültürel açıdan çeşitliliğe sahip gruplar, homojen gruplardan daha verimlidirler. Çünkü bunlar alternatif düşünce şekillerini tartışarak yepyeni yollar bulurlar. Bu nedenle yeni iş kuran göçmenler iş hayatında, bilimde ve sanatta daha başarılıdırlar.”


Çeşitliliği yönetmeyi öğreneceğiz

Zengin ülkelere göçlerin tırmanışa geçtiği dünyamızda, çeşitliliği yönetmeyi öğrenmemizde fayda var. Bu ülkelerde doğum oranları düştükçe yabancı ülkelerden gelen işgücüne ihtiyaç giderek artacak.

Öyle ki Washington’daki Brookings Enstitüsü’nden Bill Frey 2050 yılında beyaz Amerikalıların azınlıkta kalacağını söylüyor. Frey’e göre bu iyi bir şey, çünkü geniş bir çeşitliliğe sahip olan ülke, genç işgücü ve verimliliği ile Avrupalı ve Japon rakiplerinden daha başarılı bir geleceğe adım atıyor.

Bir diğer sorun da göçlerin küresel bir niteliğe sahip bir kurum tarafından yönetiliyor olmaması. Goldin, Uluslararası Göç Örgütü’nün Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında toplanmasını ve ortak bir politika oluşturmasını öneriyor.

Oysa bugün bunun tam tersi geçerli; her ülke büyük bir kıskançlıkla kendi sınırlarını korurken, işe yarar işgücünü kendi topraklarına çekmek için kıyasıya yarışıyor.

Goldin ve diğer uzmanlara göre göçlerin BM’e bağlı bir örgüt tarafından küresel çıkarlar gözetilerek yönetilmesi gerekli. Böylece insanoğlu, bu kadim tutkusunun içerdiği büyük potansiyeli heba etmemiş olacak.


Rakamlar ne kadar göç

2015 yılında dünyadaki göçmen sayısı 244 milyona ulaştı.

Dünya nüfusunun % 3.3’ü göçmen statüsünde Dünya Bankası tahminlerine göre zengin ülkelerin
işgücünde göçlerin yol açacağı her % 3’lük artış, dünya GSMH’sında 2025 yılında 356 milyar dolarlık bir büyüme
yaratacak.

Göçlerin önündeki tüm engellerin kalkması durumunda dünya GSMH’sında 39-117 trilyon dolarlık artış olacak.

1993 yılında İngiltere nüfusunun % 4’ü yabancı vatandaşlardan oluşuyordu.

2014 yılında İngiltere nüfusunun % 8.5’i yabancı vatandaşlardan oluşuyordu.

Toplam göçmenlerin içinde sığınmacı oranı % 10’dan az. UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) sığınmacı sayısının 1975’te 2.4 milyon, 2000’de 12.1 milyon, 2015’te 15.1 milyon olduğunu açıkladı.

Uluslararası İş Örgütü’nün (ILO) 15 Avrupa ülkesinde yaptığı son bir araştırmaya göre bir ülkenin göçlere bağlı olarak nüfusundaki her % 1’lik artış, GSMH’sında 1.25 ile 1.5’lik büyüme getiriyor.


Yabancı düşmanlığı/korkusunun kökeni

Hiçbir ülke, göçmenleri kollarını açarak karşılamaz. Bu düşmanca davranışın temelinde evrimsel geçmişimizin yattığı söyleniyor.

Kanada’daki Western Üniversitesi’nden Victoria Esses,“Rekabet algısı düşüncelerimizin büyük bir kısmını ele geçirmiştir ve bunda kurtulmak çok zordur” diyor. İnsanlar destek sistemlerini “sıfır-toplamlı-oyun” olarak görme eğilimindedir.

Dolayısıyla eğer biri kazanıyorsa, diğeri kaybetmek zorundadır. Bu düşünce avcı-toplayıcı geçmişimizde gerçekçi bir bakış açısıydı, zira çevrede başkalarının bulunması yiyeceklerin paylaşılacağı ve kendilerine düşen payın azalacağı anlamına geliyordu. Eğer gelenler yakın akraba ise paylaşıma karşı çıkılmıyordu, zira bundan ortak genler yararlanmış oluyordu.

Ama gelenler farklı bir kültürel yapıyı temsil ediyorsa, rakip olarak algılanıyor ve paylaşıma izin verilmiyordu. Modern kapitalist ekonomi ise sıfır toplamlı oyun değildir. Daha fazla işgücü eklenirse, ekonomi büyür. Ancak günümüz
insanı hâlâ evrimsel dürtülerinin etkisi altında olduğundan olaya ekonomik açıdan bakmaya yanaşmaz.

Yabancı korkusunun tek kaynağı bu değildir. Ayrıca içgüdüsel olarak yabancılarla yakın ilişkiden korkarız, çünkü evrimsel geçmişimize bağlı olarak bu şekilde bulaşıcı hastalıklardan kendimizi koruyabiliriz. Amerika kıtasının keşfinde binlerce yerli Avrupalıların taşıdığı hastalıklar nedeniyle ölmüştü.

Arizona Eyalet Üniversitesi’nden Steven Neuberg, insanların farklı değerlere sahip olan kişileri tehdit unsuru olarak görmeye devam ettiğini, modern kentlerde etnik grupların kendi gettolarını kurmalarına bağlı olarak, karşılıklı güven ortamının oluşumunun tehlikeye girdiğine dikkat çekiyor.


Göçler olmasaydı dünya üzerinde çeşitlilik olmazdı

Göçler tarihi hemen hemen insanlık tarihi ile aynıdır desek çok da yanlış olmaz. Özellikle dünya nüfusunun 3’de 2’sini barındıran Güneydoğu Asya’da üç ayrı göç dalgası görülüyor

İnsanlık tarihi aslında göçlerin tarihidir. Hem Avrupa hem de Amerika, erken tarihlerden itibaren birkaç kez göç almıştır ve bunların izleri günümüzdeki halkların kalıtımında ve kültürlerinde izlenebilmektedir.

Fakat ne var ki Güneydoğu Asya’daki yerleşim tarihi kısmen açıklanabilmişti.

Sulawesi’deki el baskı izleri örneğin Homo sapiens’in bu bölgede en az 40.000 yıl öncesinden itibaren yaşamaya başladığını gösterir.

Modern insan Avustralya’ya 65.000 yıl kadar önce gelmiş. Ama tarihin ne şekilde devam ettiği ve örneğin ilk çiftçilerin ne zaman geldikleri tartışmalıdır. Hatta bu bölgedeki dilin kökeni bile henüz tam olarak anlaşılmış değildi.

Harvard Üniversitesi’nden Mark Lipson ve ekibi, şimdi Güneydoğu Asya’nın tüm yerleşim tarihini genetik olarak inceledi. Bu amaçta 4.100 ila 1.700 yıl önce Vietnam, Tayland ve Kamboçya’da yaşayan insanların kalıntıları analiz edilmiş. Ayrıntılı analizlere göre erken tarihte en az üç büyük göç yaşanmış bu bölgede.

Yaklaşık 45.000 yıl önce yaşanan ilk göç, özellikle de Asya anakarasından avcı ve toplayıcıları getirmiş. 45.000 yıl önceyse Çin’den ilk çiftçiler gelmiş ve bölgeye tarımı getirmişler. Buna göre yaşam biçimindeki önemli değişim Avrupa’ya kıyasla çok daha geç ortaya çıkmış.

Tunç Çağ’ında yaşanan üçüncü göç yine Çin’den gelmiş. Bu insanlar 3200 yıl önce Myanmar’a, 2000 yıl önce Vietnam’a ve son 1000 yıl içinde de Tayland’a ulaşmışlar. Güneydoğu Asya’da üç eski halk grubunun doğrudan ardılları olan insanlar yaşıyor, hatta soyları avcı ve toplayıcılara kadar uzananlar bile var.

Bu insanlar günümüzde Tayland, Malezya, Filipinler ve Andaman adalarında sürdürüyor yaşamlarını. Yeni gen verileri öte yandan, Güneydoğu Asya’daki ender dil karışımını da açıklaması açıdan önemli. Mesela Vietnam dili ve Kamboçya’da konuşulan Kmerce, Avustroasya dil ailesine dahildir.

Laos, Myanmar ve Tayland gibi daha küçük halk grupları da bu dili konuşurlar. Fakat Güneydoğu Asya’nın gerisi, bunlara Endonezyalılar ve Filipinliler de dahil, tüm Güney Pasifik’te yaygın olan Avustronezya dillerini konuşuyorlar.

Araştırmacılara göre bu dil farklılığı özellikle de ikinci göç dalgasına uzanabilir. Nitekim gen verileri, Çin’den gelen çiftçilerin Avustroasya dil grubuna ait olduklarını göstermiş. Son araştırma Güneydoğu Asya halklarının geçmişinin anlaşılmasında önemli olan arkeoloji, genetik ve dil arasındaki karşılıklı ilişkiyi açıklamıştır diyor araştırmacılar.


Ayrıca Bakınız

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ