27.06.2019 - Bilgi Deposu | Sanal Ansiklopedi

Nanoteknoloji ile fareler gece görüşü özelliği kazandı

Nanoteknoloji ile fareler gece görüşü özelliği kazandı

Vin Diesel’in canlandırdığı, uzay yolculuklarının ve yaşamının olduğu, aksiyon ve bilim kurgu dalında liste başı olan Riddick filmini hatırlarsınız. Filmin kahramanı gece görebiliyordu. Bize hayal gelen bu teknoloji fareler üzerinde yapılan araştırmalarla artık gerçek. Geleceğin teknolojisi olan Nanoteknoloji ile fareler artık gece görüşü özelliği kazandı. İnsanlar da kızılötesi görüş özelliği ile yeni bir süper görüş kazanabilecek mi? 


İnsan gece görüşü özelliği kazanabilir mi?

Nanoteknoloji sayesinde fareler kızılötesi dalga boyunu görme becerisine kavuştu. Göz fotosensörlerine bağlanan nano parçacıklar, kızılötesi dalga boylarını görünür ışığa dönüştürerek farelere gece görüşü kazandırdı.

Bilim insanları, farelerin gözlerine müdahale ederek normal olarak memelilerin görmesinin imkansız olduğu kızılötesi ışığı görebilmelerini sağladı.

İnsanlar da kızılötesi ışığı göremez. Bunu sağlamak için farelerin gözlerine nano parçacıklar enjekte edildi.

Bu nano parçacıklar kızılötesi ışığı görünür ışığa dönüştürüyor.

Kızılötesi ışık kırmızı ışıktan daha uzun dalga boylarına sahip; boyutları 700 nanometre ile 1 milimetre arasında değişiyor. Kızılötesi ışığı diğer memeliler gibi insanların da farelerin de görmesi mümkün değil.

Ancak Hefei’deki Çin Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden sinir bilimci Tian Xue ve meslektaşları, kızılötesi dalga boylarını görülebilir ışığa dönüştürebilen nano parçacıklar geliştirdiler.

Bu nano parçacıklar, yaklaşık 980 nanometre dalga boyuna sahip fotonları emerek, daha kısa dalga boylarında yayıyor.

Yaklaşık 535 nanometre uzunluğunda olan bu dalga boyu yeşil ışığınkine eşit. Xue’nun ekibi bu sonucu elde edbilmek için nano parçacıkları proteinlere yapıştırdı.

Proteinler ise ışığı elektriksel tepkilere dönüştüren, fotoreseptör denilen göz hücrelerine bağlandı. Ardından bunları farelere enjekte etti.

Araştırmacılar nano parçacıkların fotoreseptörlere başarıyla bağlandığını, ardından fotoreseptörlerin elektriksel sinyaller vererek ve beynin görsel işlem bölümlerini harekete geçirerek kızılötesi ışığa tepki verdiğini gözlemledi.


Fareler kızılötesi ışığa tepki verdi

Ekip, farelerin gerçekten de kızılötesi ışığı ayırt edebildiğini ve bu ışığa tepki verdiğini ortaya koyan
deneyler yaptı.

Yapılan testlerden birinde, farelere bir adet koyu renkli, bir adet de kızılötesi ışıkla ‘aydınlatılmış’ iki
kutu arasında bir seçenek sunuldu.

Normalde geceleri avlanmaya çıkan farelerin koyu renkli kutuyu daha güvenli bulması bekleniyordu.

Normal fareler kızılötesi ışıkları göremediklerinden iki kutu arasında herhangi bir tercih yapmadı. Ancak nano parçacık enjekte edilmiş farelerin koyu kutuyu tercih ettiği gözlemlendi.

Başka bir deneyde ise normal fareler ve nano parçacık enjekte edilmiş fareler yeşil ışık ile elektro şok
arasında bir bağlantı kurmaları için eğitildi.

Nano parçacıklı farelerin kızılötesi ışık açıldığında da korkudan donup kaldıkları izlendi.

Xue, kendileri boş birer ekran görürken, farelerin kızılötesi ışıkla aydınlatılmış nesneleri görebilmesinin çok önemli bir gelişme olduğunu belirtiyor.

Farklı araştırma merkezleri de farelere kızılötesi görüşü kazandırma girişimlerinde bulunmuştu.

Kuzey Carolina, Durham’daki Duke Üniversitesi’nden sinir bilimci Eric Thomson, doğrudan beyinlerine bağlı dört sensör sayesinde farelerin kızılötesi ışığı görmesini sağlamıştı.

Fakat sensör sayısı çok az olduğu için fareler yalnızca ışığın konumunu bulabilmişti. Thompson’a göre bu deneyde asıl heyecan verici olan, farelerin gerçek görsel bilgiye erişmiş olmasıydı.

Xue’ya göre bu teknik, insanlara ‘süper görüş’ sağlamak gibi çeşitli kolaylıklar sağlayabilir. Çevredeki insanlar ya da nesneler tarafından emilen ya da onlardan yansıyan kızılötesi dalga boylarını fark edilebilmesi, insanların geceleri daha iyi görmesine yardımcı olabilir.

Bu da örneğin askeri alanda ya da güvenlik operasyonlarında işe yarayabilir.


İlaç taşıyıcı nano parçacıklar

Ekip aynı zamanda nano parçacıkları ilaç taşıyacak şekilde tasarlamayı planlıyor. Bu ilaçlar daha sonra istenildiği zaman gözün içinde salgılanacak.

Ancak insanlar üzerinde herhangi bir test yapılmadan önce güvenliğe dair bütün soru işaretlerinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Örneğin ekibin ürettiği nano parçacıklar ağır metaller içeriyor.

Ağır metaller insanlara enjekte edilemeyeceği için organik alternatifler üzerinde çalışmalar devam ediyor. Yine de herkes bu tekniğin insan görüşünün geliştirilmesinde çok önemli bir adım olduğunu düşünüyor.

Londra University College’dan sinir bilimci Glen Jeffrey, insan gözünün milyonlarca yıl süren bir evrim sürecinden geçtiğini ve retinanın kızılötesi ışığı görmeye alışkın olmadığını söylüyor.

Bu sebeple insanlar bu yeteneğe kavuşursa, görüntüleri nasıl algılayabilecekleri konusunda henüz bir şey bilinmiyor; çevreleri çok aydınlık ve parlak görünmeye başlayabilir ya da görüntüler korkutucu bir hale gelebilir.

Başka bir deyişle bilimsel açıdan kızılötesi görüş kazanmak yararlı gibi görünse de insanlar üzerinde nasıl bir etki bırakacağı bilinmiyor.

Jeffrey, kendisinin asla kızılötesi görme yetisine sahip olmak istemeyeceğini de ekliyor.



Ayrıca bakınız

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ