DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Parçalı Bulutlu

Doğa hakları anayasalara girmeye başladı

Doğa hakları anayasalara girmeye başladı
A+
A-

ABD’den Kolombiya’ya, Hindistan’dan Ekvador’a kadar dünyanın dört bir yanından hükümetler, doğa hakları konusunda yasalarında yer vermeye başladı. Ancak doğanın haklarının insan tarafından tayin edilmesinin, insanın doğa üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırdığına yönelik tartışmalar da peşi sıra geliyor.


Doğa hakları anayasalara girmeye başladı

Her zaman tartışma konusu olan hak kavramıyla ilgili fikirler zamanla değişti. Sözgelimi Aydınlanma Çağı’nda, insanın bazı evrensel “doğal haklarının olduğu” fikri ortaya çıktı.

1776 Amerika Bağımsızlık Bildirgesi ise yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı haklarını açıkça ortaya koydu. 1789 Fransız İnsan Hakları ve Vatandaş Hakları Beyannameside “tüm siyasi birlikteliklerin amacının, özgürlük hakkı gibi, insanın doğal haklarının korunması” olduğunu ilan etti.

Bu beyanlar zamanla hak mücadelelerini de beraberinde getirdi. II. Dünya Savaşı’nın insan hakları ihlallerini takiben, Birleşmiş Milletler ise tüm insanların onurunu ve geniş bir haklar dizisini tanıyan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kabul etti.

Bu hakların birçoğu, bugün maalesef kitlelere tam olarak yayılmasa da daha adil toplumlar için ahlaki bir taslak sundu. İnsanların tabi haklarına yönelik bu teminatlar, zamanla kölelik ve diğer hak ihlallerine karşı bir “çıkış noktası” haline geldi. Günümüzde ise benzer bir çıkış noktası “doğanın doğal hakları” söylemi için geçerli.


Doğanın doğal hakları

Doğa hakları savunucuları, çevresel yıkımın, durdurulması gereken ahlaki bir yanlışlık olduğunu savunuyor. Bu savunu, insanlara zarar vermenin ahlaki bir yanlış olduğu gerçeğinden daha önemsiz değil. Buna karşın bilimsel kanıtlar, küresel çevre krizinin hızlandığını ve çevre yasalarının bu eğilimi tersine çeviremediğini gösteriyor.

Doğayı bir hak sahibi olarak tanımlayan hareketler de mevcut yasaların ekolojinin yıkımını durdurmak yerine doğanın yıkımını meşrulaştırdığını savunuyor. Bununla birlikte dünyanın dört bir yanından birtakım yargı mercileri, doğa haklarını bir şekilde tanımış durumda. Bunlar doğayı daha iyi koruyabilir, ancak bazı sorular halen cevapsız.

Tabiat hakları hareketi, insan olmayanların haklarını desteklemeyi amaçladığı için hayvan hakları hareketine benzetiliyor. Ancak, hayvan hakları gibi doğa haklarıda geleneksel olarak insana öncelik veriyor.

Kuzey Carolina Üniversitesi’nden The Case for Animal Rights kitabının yazarı Tom Regan’a göre, tüm canlıların doğasında var olma değerleri ve dolayısıyla da hayatta olma hakları bulunuyor.

Doğa hakları destekçileri de bu bakış açısıyla ekosistem ve doğanın döngüsüne katılan diğer doğal varlıkların da (mesela dağların, nehirlerin vb) haklarına odaklanıyor. Bu noktada insan, hayvan ve doğa hakları tartışmaları, özünde çıkar teorisine dayandırılıyor.

Columbia Hukuk Okulu’ndan etik profesörü Joseph Raz, doğanın, insana sağladığı katma değerden ziyade değerleri olan varlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve doğanın kendiliğinden haklara sahip olabileceğini öne sürüyor.

Doğa hakları savunucuları da doğanın bu içsel değere sahip olduğuna dair ahlaki bir söylemde birleşiyorlar. Bu açıdan doğanın doğal hakkına yönelik söylemler, doğanın insana sağladığı faydaları en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan ekonomik ve faydacı yaklaşımların çok ötesinde.


Doğa hakları uygulaması

Şimdiye kadar doğanın haklarını hukuk sistemi üzerinden koruma girişimleri sınırlı sonuçlar verdi. Sözgelimi, Ekvador ve Bolivya, doğanın haklarını tanımada öncü bir rol oynadı, ancak ikisi de ekolojik yıkımı yavaşlatamadı.

Doğanın haklarına dayanan birkaç mahkeme kararı çevre için olumlu sonuçlar doğursa da her iki ülke de çevreye zarar veren politikaları uygulamaya devam etti. Diğer hak tanımalar ise yasal zorluklardan kurtulmuş değil; örneğin, doğal toplulukların ve ekosistemlerin var olma, doğal olarak gelişme haklarını tanıyan Grant Township (Pennsylvania) yönetmeliği, şirket haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle devlet hukuku tarafından önlendi.

Burada doğanın haklarını etkin biçimde işlevsel hale getirmek için temel bir soru, hak sahibinin nasıl tanımlanacağı olarak karşımıza çıkıyor. Hakları tanınan varlık örnekleri arasında Toprak Ana, Pacha Mama; nehirler, ekosistemler, doğal topluluklar, buzullar, türler ve hayvanlar âlemi sayılabilir.

Her biri kendi tanımlayıcı zorluklarıyla birlikte geliyor. Şirketlerin kuruluş yoluyla tüzel kişi olarak sayılacağı sürece benzer şekilde doğal varlıkların da hak sahipleri haline geldiği ekolojik olarak sınıflandırılmış kriterler tanımlamak öneriliyor.

Burada bilim, türlerin habitat ihtiyaçlarının, topluluk yapılarının, ekolojik fonksiyonlarınve evrimsel süreçlerin değerlendirilmesinde etkili bir rol üstleniyor.

Başka bir soru, doğanın hangi haklara sahip olacağı ile ilgili. Bazı yasalar, doğayı, yasal haklar getirmelerine izin veren tüzel kişiler olarak tanırken; diğerleri mülk haklarını, var olma ve gelişmeyi ya da restore edilme hakları olarak tanıyor. İnsan haklarında olduğu gibi, bu tür hakların nasıl tanımlanacağı da tam olarak belli değil. Çünkü bu hak tanıma, doğanın haklarını nasıl talep edebileceği sorusuna yol açıyor.

Alternatif olarak, doğanın hakkını savunan insanların, doğal varlıklar adına dava açma yetkisine sahip olması
da mümkün. Her iki durumda da doğal varlıkların haklarının ne zaman ihlal edildiğini ve hak ihlallerinin nasıl düzeltilebileceğini belirlemesi büyük bir sorunsal; bunu çözebilmek için disiplinlerarası yaklaşımlara ihtiyaç olduğu da ortada.

Bir başka merkezi sorun, doğa hakları ile kurumsal veya insan hakları ve çıkarları arasındaki çatışmaların nasıl yargılanacağına ilişkin. Bunun cevabının, doğa haklarının etkili olup olmayacağının da belirleyicisi olması bekleniyor. Bu
noktada, doğanın hakları tüm insan faaliyetlerini durdurmayı amaçlamamasına rağmen, yıkıcı insan faaliyetlerini meşrulaştırmaktan öteye gidememesi gibi bir sorun söz konusu


İnsan olmayanların yasal hakları

Burada insan haklarının da temeli olan sağlıklı bir çevreye yönelik hakların, insan faaliyetleriyle çelişen türleri korumadığına yönelik bir eleştiri getiriliyor. Zira Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası gibi koruma yasaları, türleri korusa da onlara var olma hakkı vermiyor. İnsana fayda sağlamıyorsa var olma hakkının da söz konusu olmadığı gibi
bir durum söz konusu.

Dolayısıyla doğanın haklarının tanınması durumunda türler, yönetmeliklerle açıkça korunmadıkları ve ihtiyaçlarının insan ihtiyaçları ile çatışması durumunda zarar gördüklerinde tazminat talep etme hakkına sahip olabilirler.

Ama ağızları ve dilleri olmadığı için hak ihlallerine karşı savunmasız bir hale geliyorlar. Bu da bir çıkar grubunun, iradesini diğerlerine empoze etme girişimi olarak yorumlanabilir.

Sonuç olarak doğanın hakları ile insan faaliyetleri arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi, karar veren taraf insan olduğu
için oldukça güç. Doğa ve insan faaliyetleri arasındaki çatışmalar büyük ve sistematik bir ölçekte değerlendirilmeli. İnsanlar ve şirketler, bu değerlendirmeyi yapamadıkça, doğa var olma hakkına insandan bağımsız olarak sahip olmadıkça, çevrenin devam eden bozulmasından açıkça anlaşıldığı gibi doğa sıklıkla tahribata uğramaya devam edecek.


Doğal hak ile yasal hak ikilemi

Geldiğimiz bu noktada doğa hakları mücadelesinin yaşamın özüne dair önemli bir çaba olduğunu düşünmekle birlikte kendiliğindenlik ile insan hükmüyle yürütülen yasal mücadele arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Canlıların insanlar tarafından tutsak edilmesi, öldürülmesi, doğal alanların rant uğruna bozulması kabul edilir şey değil.

En bilinen örnek üzerinden gidecek olursak kapitalizmin şah damarlarından endüstriyel hayvancılığa karşı çıkış, doğa hakkı ve etik açısından çok kıymetli. Bakıldığında hayvancılığın insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımının %51’inden sorumlu olduğunu da biliyoruz.

Bu açıdan hayvan hakları için sokağa dökülmek ve empatiye davet eden bir farkındalık oluşturulması çabaları da yersiz değil. Ancak buna insanın karar vermesi pek de tarafsız bir yaklaşım gibi gözükmüyor.

Burada veganlık ve vejetaryenlik gibi içten bir pratiğin, yasal teoriye üstün geldiğini söyleyebiliriz. Zaten dünya genelinde de bu bilinç hızla artıyor.

Sözgelimi, sadece ABD’de vegan yaşama pratiğini tercih eden insan sayısı, 2016’nın ilk çeyreğinden 2017’nin ilk çeyreğine %19’luk bir artış göstermiş durumda. Global Data’ya göre ise ABD’de kendisini vegan olarak tanımlayan insan sayısının son üç yıldaki artışının %600 olduğunu görüyoruz. Britanya’da ise bu rakam son 10 yılda %360.

Kısacası avcı toplayıcılıktan bugüne insanı hep üst sıraya koyan hiyerarşik düşünce sisteminin, doğa unsurlarının esaretini ve katliamını hep meşrulaştırıldığını görüyoruz.

Bir başka deyişle, doğa haklarının kendiliğinden var olduğunu ve bunu yasalara dahil etmeye çalışmanın insanı doğanın üstüne koyan bakış açısını perçinlediğini vurgulamak gerekiyor.


Doğa için yasal haklara örnekler

  1. Bolivya: 2010 Toprak Ananın Hakları Kanunu ve 2012 Toprak Ana ve Yaşam için Entegre Gelişme Yasal Çerçevesi, doğanın yaşam, yaşam çeşitliliği, su, temiz hava ve restorasyon gibi haklarını tanıyor.
  2. Kolombiya: Kolombiya Yüksek Mahkemesi, 2018’de Kolombiya Amazon’unun bir hak konusu olduğuna karar verdi ve hükümetin onu korumak için harekete geçmesine hükmetti. Bu karar, Kolombiya Anayasa Mahkemesi’nin 2016 yılında, Atrato Nehri’nin tüzel kişiliğe sahip olduğuna ve koruma, korunma ve restore edilme hakkına sahip olduğuna karar vermesine dayanak sağladı.
  3. Ekvador: Ekvador Cumhuriyeti Anayasası, Pacha Mama ya da doğanın haklarına, varlığına, yaşam döngülerine, yapılarına, işlevlerine, evrimsel süreçlerine ve restorasyonuna bütünleşik saygı içeren haklarını tanıyor.
  4. Hindistan: 2018’de Uttarkand Yüksek Mahkemesi, hayvanlar aleminin, yaşayan bir kişinin hakları, görevleri ve yükümlülükleriyle tüzel kişilik olduğunu ilan etti. Bu mahkemenin daha önceki bir kararında ise Ganj ve Yamuna Nehirleri için birtakım haklar tanındı.
  5. Yeni Zelanda: Maori kabileleri ve Yeni Zelanda hükümeti arasında imzalanan bir antlaşma, tüzel kişi olarak tanınan Te Awa Tupua’yı “dağlardan denize kadar Whanganui Nehri’nden oluşan bölünmez ve yaşayan bir bütün” olarak kabul eden 2017 yasasına yol açtı.
  6. Amerika Birleşik Devletleri: Tamaqua Borough, Pennsylvania, doğal topluluk ve ekosistemlerin haklarını tanımak için 2006’da yerel bir yönetmelik çıkardı; daha sonra belediyeler, birden fazla eyalette doğanın haklarını tanıdı. Bu düzenlemelerin bazıları mahkemeler tarafından düşürüldü.

Kaynaklar

  • https://animalstudiesrepository.org/cgi/viewcontent.cgi?article=1003&context=acwp_awap
  • https://www.academia.edu/1401754/The_morality_of_freedom
  • https://science.sciencemag.org/content/363/6434/1392
  • https://media.grubhub.com/media/press-releases/press-release-details/2017/Were-Halfway-There-Grubhubs-Mid-Year-Data-Analysis-Uncovers-the-Dishes-Dominating-the-First-Half-of-2017/default.aspx
  • https://www.forbes.com/sites/michaelpellmanrowland/2018/03/23/millennials-move-away-from-meat/#78a49357a4a4
  • https://www.telegraph.co.uk/food-and-drink/news/number-of-vegans-in-britain-rises-by-360-in-10-years/
  • http://www.worldwatch.org/files/pdf/Livestock%20and%20Climate%20Change.pdf

Ayrıca bakınız

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.